Bursa Hakkında

Bursa dendiğinde akla ilk önce iki şey gelir.

1- Yeşil Bursa

2- Osmanlı Devletinin ilk başkenti olması

Kentlerin bazı dönemleri aklımızda daha çok yer eder. Atina deyince Antik Çağ Atinasını hatırlamamız gibi. Bursa hakkındaki bu algının oluşumu yaklaşık 700 yıl geriye gider. Ancak kent tarihi günümüzden 2200, bölgede ilk yerleşimlerin kurulması ise 8000 yıl evveline gider. Bursa’nın Osmanlılardan önceki tarihi, Osmanlı Döneminden daha uzun bir süreyi kapsar.

Tarih Öncesinde Bursa ve Çevresi

Bursa ve çevresinin tarihi çok eskilere dayanır. Berna Alpagut başkanlığındaki bir ekip, Mustafa Kemalpaşa’ya 12 km. mesafedeki Paşalar Köyü yakınlarındaki fosil yatağında 1984 yılından başlayarak yaklaşık yirmi yıl kazı çalışması sürdürmüştür. Söz konusu fosil yatağı Orta-Üst Miyosen döneme tarihlenir ve 14 milyon yıllık primat dişleri barındırmaktadır.

Tarih öncesi dönemler içinde günümüze en uzak olanı Paleolitik Çağdır. En ilkel aletlerin ki bunlar genelde taş aletlerdir, yapıldığı dönem (2. 5 milyon yıl önce) ile başlayıp günümüzden 12 bin yıl önce sona eren bu çağ insanlık tarihinin %99’unu kapsar.

Mudanya’dan doğuya ilerlediğimizde 12 km. ötede, Antik Çağda Elekosmioi adını taşıyan ufak bir yerleşim vardı. Orta Çağda Elegmi adını alan (günümüzde Kurşunlu; Mudanya’nın batısındaki aynı adlı yerleşim- Plakia- ile karıştırılmasın) bu yerleşimin çok yakınında, deniz kıyısında bulunan manastırın Bizans tarihinde kayda değer bir yeri olmuştur.

Küçük Kıyamet

1271/1855 tarihi, Bursa’da “Küçük Kıyamet”in yaşandığı yıldır. O yıl eşine az rastlanır bir deprem Bursayı hercü-merc etmiş, şehrin geleneksel dokusu neredeyse külliyen yanıp yıkılmış, adeta taş üstünde taş kalmamıştır. Bu büyük ‘hareket-i arzın tahribatı, Keçecizade Fuad Paşa’ya “Eyvah! Osmanlı tarihinin dibacesi zayi oldu” dedirtecek kadar muazzam olmuştur. Gerçekte bugünkü Bursayı büyük ölçüde Tanzimat’tan sonraki devrin eseri kılan bu afetin, günümüzde geçerli Bursa imajının oluşumunda bir dönüm noktası rolü oynadığını söyleyebiliriz.

Gazi Ahmed Muhtar Paşa bu büyük depremi bizzat yaşayan birisi olarak şöyle anlatıyor :

“Bursa’nın büyük zelzelesinde bütün minarelerin şerefelerinden yukarıları yıkıldı. Ulu Cami’nin bazı kubbeleri indi. Kârgir binaların hemen sağı kalmadı, çoğu yıkıldı. Üç ay sonra yine akşam ile yatsı arasında bir (zelzele) daha oldu. Yeryüzü sabaha kadar sallandı ve gayet şiddetli yağmurlar başladı. Şehirde kol kol beş hat yangın başladı. Çünkü havalar soğuk olduğundan her evde ateş vardı. Yangına kim bakar, can cana, baş başa! Yıkılan yerlerde diri diri yananın hesabı meçhul. Bu defa ki zelzele bir ay kadar sürdü. Her gün üç-beş kere yer sarsılırdı. Evvelki ve bu hareketlerde 3000 kadar insan öldü.”

Gelenek, Bursa’nın kuruluşunu Hazret-i Süleyman’a dair “yeşil” bir efsaneye dayandırır. Evliya Çelebinin de ilginç bularak kaydettiği bu efsaneye göre Hz. Süleyman, veziri ile birlikte rüzgarın kanatlarında çıktıkları bir devri-alem sırasında yeşilden gayrı bir nesnenin görülmediği bir diyara rastlar. Hz. Süleyman manzaranın letafetinden cûş u huruşa gelir, kendini tutamayıp “Cennet burası!” diye haykırır. Kulağı biraz ağırca işiten veziri (adı Asaf Berhiya idi) bu lafı “Cennet Bursa” şeklinde anlar ve Cennetin en vazgeçilmez vasfını oluşturan ‘yeşil’, o gün bugündür Bursa’nın ayrılmaz bir parçası olur. Bunun için olacak III. Mehmed’in akıl hocası ve tarihçi Hoca Saadeddin Efendi, Tâcü’t-Tevarih’inde sık sık Bursa’nın tabiatını Cennetle mukayese eder ve akarsularını, Cennette köşklerin altından akan nehirlere benzetir.

Bursa’nın “yeşil” unvanı, tabiatına olduğu kadar, 600 yıllık Osmanlı tarihinde bile bir eşi bulunmayan ve şehrin bir köşesine adını veren bir külliyeye de çok şey borçludur: Yeşil Külliyesi. Zamanında eksiksiz bir külliye olan bu külliyeden bugüne cami, türbe, hamam, medrese ve imaret gelebilmiş durumda. Bu yapı grubu içerisinde Yeşil Camii, dışındaki sade ve vakur havaya karşılık içindeki çini tezyinatı ile dikkatleri üzerinde toplar.

***

Kaynaklar:dokupdf.com
Bursa Şehrengizi